ÇOCUK İSTİSMARI NEDİR?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre 18 yaşını geçmemiş her kişi çocuk olarak değerlendirilmektedir. 18 yaşını geçmemiş kişilerin gelişimini, fiziksel/ cinsel ve ruhsal sağlığını, sosyal açıdan çocuğun zarar görmesini sağlayan yetişkinlerce uygulanan her türlü davranış “istismar” olarak değerlendirilmektedir. Çocuk istismarı fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar ve ihmal olmak üzere 4 grupta değerlendirilmektedir. Fiziksel istismar; 18 yaşından küçük olan çocuk ya da gencin ebeveynleriya da başka bir yetişkin tarafından sağlığına, fiziksel bütünlüğüne zarar verecek şekilde yaralanmasıdır. Yetişkinler 18 yaşından küçük olan çocuk ya da genci ceza amaçlı ya da öfke boşaltımı olarak elle/ herhangi bir aletle vurarak, iterek, sarsarak fiziksel istismar uygulayabilmektedir. En yaygın olarak rastlanan ve anlaşılması en kolay olan istismar tipidir. Cinsel İstismar; Yetişkin ile 18 yaş altındaki çocuk ya da genç arasında ilişki/ temas olması,  Tecavüz, ensest, çocuk pornografi, teşhircilik, cinselliği kışkırtan konuşmalar, pornografik film seyrettirme, cinsel organları okşama, oral sekse kadar değişen eylemler cinsel istismar davranışı olarak kabul edilmektedir. Cinsel istismar tüm istismar türleri içerisinde anlaşılması en zor olanıdır. Kızların erkeklere oranla daha fazla cinsel istismara maruz kaldığı bilinmektedir. Boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı, cinsel sorunlar, sosyal izolasyon, baskın ve koşulsuz söz tutma isteyen ana baba modeli, rol çatışması gibi problemler yaşayan ailelerin çocuklarının diğer ailelerinin çocuklarına göre cinsel istismara daha fazla maruz kaldığı bilinmektedir. Duygusal istismar; 18 yaş altında olan çocuğun ya da gencin günlük yaşamında en sık karşılaştığı istismar türüdür. Çocuğu reddetme, tehtit etme, aşağılama, küfretme, yalnız bırakma, korkutma, yanıltma, yaşının üzerinde sorumluluklar ekleme, kardeşler arasında ayırım  yapma, önemsememe, değer vermeme, küçük düşürme, alaylı konuşma, lakab takma gibi eylemler duygusal istismar olarak değerlendirilmektedir. Bu tür davranışlara maruz kalan çocuklarda aileden uzaklaşma, gergin olma, bağımlı kişilik gelişmesi, değersizlik duygularının gelişimi, uygunsuz ve saldırgan davranışlar gözlenebilmektedir. Buna ek olarak duygusal istismara maruz kalmış çocukların kapasiteleri ve zeka düzeyleri yaşıtlarınınki ile aynı ya da yaşıtlarınınkilere göre daha iyi olmasına rağmen ders başarısızlıkları, dikkat dağınıklığı görülebilmektedir. İhmal; ebeveyn, bakıcı gibi çocuğa bakmakla yükümlü olan kişinin maddi ve manevi olarak çocuğun ihtiyaçlarını karşılamamasıdır. Kişinin çocuğu beslememesi, çocuğa şevkat göstermemesi, çocuk il ilgilenmemesi ihmal olarak değerlendirilmektedir. Büyüme geriliği olan, psiko-sosyal uyum güçlüğü çeken, eğitim gereksinimleri karşılanmayan çocuklar da bakım vereni tarafından ihmal edindiği düşüncesi uyandırtmaktadır. 
Çocuk hakları insan hakları içerisinde özel bir hak olarak yer almaktadır. Çocuk Hakları; Çocukların fiziksel, psikolojik, bilişsel, ahlaki, sosyal ve ekonomik  gelişimlerini sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmeleri için sahip oldukları yaşama, barınma, eğitim, sağlık ve korunma gibi hakların bütünüdür. Çocuklarn sahip olduğu bu haklar doğdukları andan itibaren başlar ve evrensel bir nitelik taşımaktadır. Çocuk hakları 1989 yılında Çocuk Hakları Sözleşmesi ile koruma altına alınmış olup Türkiyede de 1994 yılında kabul edilmiştir. Çocukların sahip olduğu temel haklara bakıldığı zaman çocuğun fiziksel, psikolojik, ekonomik vb. şiddete maruz kalması çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarını kullanamamalarına neden olabilmektedir. Bu durum da çocuğa uygulanan şiddet çocuk hakları ihlali olarak değerlendirilmektedir. Çocuk Hakları Sözleşmesinde yer alan 3, 9, 12 ve 15. maddeler çocuğa uygulanan şiddeti çocuk hak ihlali olarak ele almaktadır. 


Nur Aygüler


Tıraşcı, Y. ve Gören, S(2007). Çocuk İstismarı ve İhmali. Dicle Tıp Dergisi, 34(1), s. 70 – 74 
Akbulut, Ö.F ve Günaydın, H(2020). Çocuğa Yönelik Şiddetin Çocuk Hakları Sözleşmesi Bağlamında İncelenmesi. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 1(1), s. 29 – 40